AYAKKABI KUTUSUNDAN ABD BAYRAĞININ İŞİ NE?


Komplosu için (EVET 4)

Sözde Rüşvet ve Yolsuzluk ismi verilen 17-25 Aralık darbe girişimi provası komplosu 15 Temmuz darbe girişimini meşrulaştırma hazırlığıdır.

15 Temmuz darbe girişimine giden yolda 17-25 Aralık 2013 operasyonu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yen'i bir darbe girişimidir. Ancak dönemin başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli duruşu ve büyük cesareti sayesinde bertaraf edildi.

Çünkü büyük oyunu deşifre etti.

Uydurma deliler, hukuksuz işlemler ve algı operasyonuna dönüşen şovlarla, ülkenin seçilmiş başbakanını, ailesini, çalışma arkadaşları ve büyük projeleri yürüten işadamları üzerinden kuşatmaya kalktılar.

O büyük oyunun tam ortasında kalan Türk bankacılığın gözbebeği, yükselen yıldızı Halk Bankası ilk hedefti.

Çünkü her şey onun hedef olması üzerine başlatıldı.

Ayakkabı kutularıyla ve genel müdür üzerinden gerçekleşen linç kampanyası ile itibar kaybına uğratıldı.

Bankayı hedef alanlar genel müdür Süleyman Aslan ve ayakkabı kutuları üzerinden bankanın hem itibarına hem de borsadaki pozisyonuna zarar verdiler. Onlara göre Halk bankasının önü kesilmeliydi!

İran'dan petrol ve gaz ticaretinde aracı olan Halk Bankası devletin menfaatine ama yasal olmayan işlemler yaptığı; Oysa gözden kaçan ayrıntılar ve gerçekler çok farklıydı...

17 Aralık'ta başlayan ve Türkiye ekonomisini derinden sarsan operasyonda halka açık şirketlerin değeri 270,9 milyar dolardan 221,5 milyar dolara geriledi.

Yani 49 milyar dolar buharlaştı.

Kamu bankaları içerisinde en büyük zararı Halk Bankası gördü.

Halk Bankası görev zararı veren kamu bankaları içerisinde son 11 yılda en karlı bankalardan biri haline gelmişti. Bu durum gerek yurt içindeki özel sektör ve yurt dışında kurulu ve Türkiye'den banka satın alarak pazara girmiş bankaları fazlasıyla rahatsız etmişti!

Banka yalnızca zarardan kurtulmakla kalmadı, Türkiye'nin en avantajlı ticari kredilerini vermenin yanı sıra tüketiciyi de memnun eden bireysel kredilerde kıyasıya rekabetin baş aktörü oldu. Son 5 yılın en istikrarlı büyüyen bankasıydı.

Bakın nasıl...

2012 yılında bankanın toplam kredileri 85,6 milyar TL olurken, net karı 2 milyar 595 milyon liraydı. 2013 yılının ilk çeyreğinde (ilk 3 ayında) kredilerini 3,4 milyar artırarak 89 milyara çıkarırken, 3 aylık karı da 713 milyon TL olmuştu.

İkinci çeyreği kapsayan dönemde Halk Bankası kredilerini 6,4 milyar artışla 95,4 milyara çıkardı, karı da 715 milyon lira oldu.

Üçüncü çeyrekte ise krediler 105 milyar TL'ye yükselirken, karı 781,8 milyon oldu.

Peki, ne oldu?

Operasyonun ana hedefi oldu.

Halk Bankası’na 17 Aralık operasyonun maliyeti 1,6 milyar dolar zarar olarak ortaya çıktı.

Peki neden Halk Bankası hedefe konulmuştu.

Asıl soru da, yazımızın konusu da bu.

Halk Bankası'nın hedefe konulmasının arkasında uluslararası dengeleri bile değiştiren bir neden var. Halk Bankası İran ile iş yapabilen tek banka olması ve Türk ekonomisine inanılmaz bir katkı sağlamasıydı.

Bakınız 2010’da ABD’nin uluslararası ödemeler sisteminde açılan yaklaşık 100 milyar dolarlık gedik, Türkiye'nin İran'ın petrol ve doğalgaz alacaklarını ABD’nin parasal güç alanı dışına çıkarak by-pass etmesini Washington yönetimi hazmedemedi..

Çünkü gediğin sebebi, yükselen Çin değil, bölgesinde yükselen bir güç olma iddiasını en azından 2010'da koruyan Türkiye'ydi.

Türkiye-İran ticaretinin yanı sıra Hindistan gibi dünyanın en büyük gelişmekte olan ekonomilerini de ilgilendiren boyuta dönüşen bu parasal başkaldırı, ABD'nin ulusal çıkarlarına karşıydı.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Glaser başkanlığındaki ABD heyeti, İran'ın ticaret yaptığı en önemli ülkelere giderek, bu ülkelerdeki bankacılık ve finans sektörünün temsilcilerine yaptırımlar konusundaki kararlılıklarını anlatarak uyardı.

ABD’nin uyarısı Türk bankalarını endişelendirmişti.

Dönemin Ekonomiden sorumlu Devlet bakanı Zafer Çağlayan’ın ise bankacıların cesur olmalarını isteyerek "ABD’nin yayınladığı ambargo kararı var. Her türlü finansman hareketlerine yasak getiren bir düzenleme. Bizi sadece BM'nin kararı bağlar. ABD’nin ki değil. Bankaların cesaretli olması lazım" sözleri ABD’yi kızdırdı.

Ama Zafer Çağlayan resti çekti..

Yani Türkiye ABD’yi ciddiye almadı.

Kısa süre sonra AB de BM kararıyla yetinmediğini gösteren, İran'a yönelik yaptırım paketini yürürlüğe koydu. Ancak bu girişim de İran'ın petrol ve doğal gaz satışına ve bu satıştan elde edilen parasal transferlerine engel olamayınca ABD çılgınlığı arttı.

2010'da Türkiye'ye gelen ABD Hazine Bakanlığı istihbarat Müsteşarı David Cohen de bu kez daha sert bir dille uyardı.

Cohen'in endişesini artıran, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminde göze çarpan 10 milyar dolarlık artıştı. (Devamı Yarın)