İSTİKLALİMİZ, İSTİKBALİMİZ, İSTİKRARIMIZ için EVET (5)


16 Nisan 2017 günü Türkiye tarihinde Türkiye halkı Türküyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Çerkez’iyle her etnik kökenden insanı ile Türkiyeliler sandık başına gidip EVET oyu kullanacak.

Niye EVET oyu kullanacaklar?

Daha evvel yazdıklarımı tekrarlamak istemiyorum ancak hafızamızı biraz yoklayalım.

Size sadece Türkiye’de Mayıs 2013 tablosunu hatırlatmak istiyorum.

* Üçüncü hava limanı.

* İkinci nükleer santral ihalesi.

* Üçüncü köprü ihalesi.

* Kanal İstanbul projesi.

* Marmaray.

* 93.000 puanı gören borsa İst.

* 135 milyar doları aşan merkez Bankası döviz rezervi.

* %4,61'e kadar inen iç borçlanma faizi.

* 2002 yılında 3.500 dolar olan milli gelirin 10.000 doları geçmesi.

* Yatırım yapılabilir seviyeye ulaşan Türkiye kredi notu.

* 23,5 milyar dolardan sıfırlanan IMF borcunun ödenmesi ve IMF ye borç verme anlaşması.

Bu saydığımız projelerin hemen hemen çoğunun bittiğini veya hizmete girdiğini görüyoruz. Bugünkü tarih itibarı ile yukarıda saydıklarımıza ek olarak;

* 79 yılda yapılan bölünmüş yol 6.500 kilometre iken bugün 14 yılda 79.000 kilometre bölünmüş yol yapılmıştır.

* 2002 yılında 25 olan hava alanı sayısı bugün 59 'a çıkmıştır.

* 2002 yılında sadece 6 ilimizde doğalgaz var idi. şimdi ise 29 mart 2017 tarihi itibarı ile bütün illerimize doğalgaz verilmiştir.

Bütün bu icraatlara rağmen hala direnmenin itiraz etmenin iyi niyetle vatanseverlikle hiç bir alakası yoktur.

Niyet tamamen hükümeti devirmeye yönelik Türkiye'yi itibarsızlaştırmak,bir kaos yaratarak askeri darbeye zemin hazırlamaktı. Ama yanılıyorlardı… Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığını, Yen'i Türkiye’de darbeler devri kapandığını unutmuşlardı.

Bu tabloyu gören haçlılar paniğe kapıldılar. 2013 Mayıs ayında başlayan Gezi Parkı eylemlerini kullanarak provokasyonlara başladılar.

Gezi Parkı olayları aslında ilk başta gayet masumane başladı.

Gerçekten ağacı, yeşili, korumak ve çevreye sahip çıkma amacı görünüyordu.

Gezi Parkı Platformu diye bir platform kurulmuş; platform üyeleri eylemlerdeki dayanışmaya gençlerin işbirliğine, şiddet yanlısı duruşlarına dikkat çekiyordu.

Ama madalyonun öbür yüzü ise bu gençlerin amaçlarını kullanarak hükümeti yıkmaya yönelik provakatif eylemlerdi.

Bu eylemlerin arkasında bu gençlerin içine girerek onları yönlendiren emperyalist güçlerin piyonları ile içimizdeki hainler vardı.

Türkiye’nin iki büyük holdingi ve bazı hükümet karşıtı güçlerin maddi ve manevi destekleri vardı.

Bu eylemlere karışan gençlerin büyük bir çoğunluğu bu dev holdinglerin üniversitelerinde okuyan öğrencileri, okul idaresi sınavları olsa bile izinli sayıyordu.

Öğrencinin de canına minnet; ekmek elden su gölden misali açık büfe kahvaltılar ve yemekleriyle yıl sonu şenliğini Taksim Meydanında geçiriyordu.

Peki bu öğrenciler Güneydoğuda ormanlar yangın bombalarıyla yakılırken neredeydi?

Faili meçhul cinayetlerle yok edilip cesetleri Siirt’in Kasaplar Deresine atılan Kürt gençleri için bu eylemciler neredeydi?

Kürt gazetecileri, işadamları, aydınları öldürülürken bu tür insanların sesinin çıktığını, (o dönemi yaşayan biri olarak) hiç görmedim.

Bu kalabalıkta çevreciler var, ağaca ve yeşile gerçekten sahip çıkanlar var, içki düzenlemesine itirazcılar var, biber gazına itiraz edenler var. Ama en önemlisi bu insanları kullanmayı bir fırsat olarak gören, esas eylemleri savaşa çeviren, gençleri provokasyona getirerek sosyal medyayı çok iyi kullanan ve onların en büyük destekçileri hükümeti yaralamak ümidiyle kıvranan Kılıçdaroğlu’nun CHP’si vardı.

Bir gerçek daha ise maalesef o dönemde hükümet süreci önemsemedi.

İstanbul bürokrasisine Vali Hüseyin Avni Mutlu’ya bıraktı o da görevini yaptı zaten şuan içerde cezasını çekiyor.

Olaya öncülük eden oyuncu, sanatçı,gazeteci milletinden ünlü isimler bunu açıkça dile getirmeye başlamışlardı. Hala anlamadınız mı arkadaşlar ?

Mesele ağacı veya yeşili koruma meselesi değildir.

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının itiraz etme, gösteri yapma, protesto düzenleme hakkı vardır. Hükümetin aldığı karara, çıkardığı yasaya itiraz etme hakkı vardır. Ama hiç kimsenin darbe çağrısı yapmaya hakkı yoktur.

Hiç kimsenin seçilmiş bir hükümeti devirme çabasına girmeye hakkı yoktur.

Bakınız Türkiye son birkaç yıldır resmen dünyada yıldızı parlayan bir ülke.

Ekonomisi o kadar iyi yolda gidiyordu ki tüm dünya gıpta ile bakıyordu.

Süper güç olma yolunda büyük bir hızla ilerliyordu.

Emperyalist güçler bunu hazmedemiyor bunun önünü kesmeye çalışıyorlardı.

Bakın bu mahlukatlar ne istiyordu :

* Bu Üçüncü hava alanı projesi derhal iptal edilecek. (Bunu dünyanın en büyük havacılık şirketi Alman Lufthansa istiyordu.)

* Kanal İstanbul projesi derhal iptal edilecek. (İngilizlerin boğazlar meselesi)

* Boğaz’a üçüncü köprü yapılmayacak.

* Enerji santrallerinin yapımı durdurulacak.

* Hükümet istifa edecek. Recep Tayyip Erdoğan bir daha başbakan olmayacak.

* Taksime ne yapılacağına halk değil kendileri karar verecekmiş. (Referandum yok)

* Polis alanlardan çekilecek. Biber gazı soruşturması açılacak. İsteyen istediği alanda eylem yapabilecek.

* Dünyanın akustiği en bozuk konser salonu (AKM)’ye dokunulmayacak.

Türkiye ekonomisini sekiz gün içinde 3 milyar Dolar zarara uğratan militan' lar asla soruşturulmayacak yoldaşlar derhal ve koşulsuz serbest bırakılacak.

Hadi AKM’yi, Gezi Parkını, polis karşıtlığını anladık diğerlerine neden karşı çıkıyorlar?

Mesele basit 50 yıl sonra İMF ülkeden kovuldu ve ilk kez haraç ödemiyoruz.

Görülüyor ki kimsenin derdi Gezi Parkı değil. İçki satışı uygulaması değil, ya da Başbakanın üslubu değildir.

Eğer bunlar olsaydı bu bir vatandaş eylemi olurdu ve böyle düşünen, düşünmeyen herkes saygı duyardı. Ama bu sivil bir eylem değil bir darbe girişimi eylemidir.

Bumu sizin devrimciliğiniz ey gezi zekalılar.

Türkiye’de veya Dünya’da yaşanan toplumsal olayların özüne indiğimizde, bu olaylara katılan büyük halk kitlelerinin haksızlığı veya kötü niyeti söz konusu değildir.

Öfkeli kalabalıklar çoğu kez itiraz ettikleri, uğruna sokağa döküldükleri meselelerde haklıdırlar veya en kötü ihtimalle haklı olduklarına sonsuz inanmışlardır.

Ancak bu tür eylemlerin büyük bir çoğunluğu kapitalist, emperyalist güçler ve bu güçlere paralel istihbarat güçleri tarafından yönlendirilmeye açıktır.

İşte kitlesel eylemlerdeki tehlike tam burasıdır.

Büyük Devlet olmanın yükü ağırdır, birinci görevi din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin yer yüzünde adaleti sağlamaktır.

Bölgede ve Dünyada yıldızı parlayan ülkemizi, bütün ezilen halkların emperyalizme karşı direniş için örnek aldığı, moral bulduğu, direniş gücü yakaladığı bir zamana denk geldiği, son yıllardaki yatırımların bir çok ülkenin bütçesini katladığı, gelişmiş olarak kabul edilen birçok ülke krizden inlerken Türkiye’nin büyüme rekorları kırması haliyle bu güçleri rahatsız ediyor

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini anlatmaya gerek yok.

Hayır değil EVET çıkarsa millet rahatlar, EVET çıkarsa ülke huzura kavuşur.

EVET çıkarsa Türkiye rahatlar. Evet demek için yüzlerce neden ortada ama hayır demek için hiç kimse gerçek anlamda üç tane neden sayamıyor.

Tek söyledikleri EVET çıkarsa şöyle olur, böyle olur, cek olur, cak olur.

Bütün hayırlar uydurma yalanlar ve iftiralar üzerine kurgulanmaktadır.

Hedef alarak her ne kadar Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a saldırılıyor görünse de aslında hedef Mayıs 2013 tarihine kadarki görünen Türkiye’nin önlenemez büyümesi ve güçlenmesidir.

Hedef bütün İslam aleminin lideri konumundaki Türkiye’nin önünü kesmektir.

Hedef AK Parti hükümetidir.

İçimizdeki Erdoğan düşmanları da bunu bir fırsat olarak görüyorlar. Lütfen artık gerçekleri görelim.

Hedef Erdoğan'ın şahsında Türkiye’dir. Hedef İslam’dır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde:

* Yönetimde çift başlılık ortadan kalkıyor.

* AK Parti İktidarı öncesinde görülen; Cumhurbaşkanlığı- Başbakanlık uyumsuzluğu, Koalisyon arayışları, Hükümet kurulamaması krizleri, milletvekili pazarlıkları, Meclis'te hükümet düşürmeler bir daha yaşanmamak üzere tarihe karışıyor. Kesintisiz istikrar dönemi başlıyor, Rejim değil sistem değişiyor. Ekonomik büyüme hızlanıyor. Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmamızın önü açılıyor.

16 Nisanda sandığa gidelim ve bu ülkenin menfaatini düşünerek bütün bu olumsuzlukların saldırıların önüne geçmek için ülkenin menfaati için, tercihi EVET kısmına basalım. EVET diyelim.