AYAKKABI KUTUSUNDAN ABD BAYRAĞININ İŞİ NE?


Komplosu için (EVET 4) – 2

(Dünden Devam)

İki ülkenin 2002'de sadece 1 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2010'da 11 milyar dolara çıkmıştı. Beş yıl içinde 30 - 35 milyar dolara çıkması öngörülüyordu.

Türkiye, İran'dan petrol ile gaz ithal eden ve ABD baskısına direnemedikleri için satın aldıkları petrolün parasını İran'a ödeyemeyen Hindistan gibi büyük ithalatçı ülkelere aracılık etme hazırlığındaydı. Hindistan, Türkiye ödeme hattını açan ve deneyen ilk ülke olmuştu.

Ve arı kovanına çomak sokan Halk Bankasıydı!.

ABD'nin İran'a yönelik, tek taraflı uyguladığı finansal yaptırımlarından çekindikleri için Hint bankalarının dahi takas/muhabir banka işlevini yerine getirmemesi, Hindistan'daki petrol rafinerilerinin İran'dan gerçekleştirdiği günlük 400 bin varil ham petrol alımını riske sokmuştu.

Türkiye, İran'dan petrol ve gaz ithal eden ve ABD baskısına direnemedikleri için satın aldıkları petrolün parasını İran'a ödeyemeyen Hindistan gibi büyük ithalatçı ülkelere Halk Bankası ile aracılık etme hazırlığına girdi.

Halk bankası bankacılık sektöründe hem dünyanın yükselen değeri hemde Türk ekonomisinin can simidi oluyordu.

Temmuz 2011'de Hindistan Maliye Bakanı, İran petrol sevkıyatının ödemelerin ismini vermek istemediği bir Türk bankası üzerinden yapılması suretiyle çözüme kavuşacağını açıklıyordu. Hindistan bankalarının dahi yapmak istemediği parasal işlemlere Halk Bankası aracılık edecekti. Hindistan ve İran petrol ticaretine yeniden başlıyordu.

Halk Bankası aracılığı sayesinde hayata geçen bu ödeme hattı 2011 boyunca kullanıldı, tüm tarafların denetimine de açık tutulduğu için mevcut BM yaptırım kararlarına da aykırı değildi.

Ama ABD çılgına dönmüştü.

Ekim 2011'de ABD'den gelen yeni bir heyet yine Ankara'yı İran petrol gelirlerinin nükleer faaliyette kullanıldığına ikna etmeye çalıştı. Ancak Ankara milyarlarca dövizin transferinden oluşan kaynaklardan vazgeçmedi.

Öyle ki; 2010 itibariyle Hindistan'ın İran'dan yaptığı 15-20 milyar dolar tutarındaki petrol ithalatının yüzde 55'i Halkbank üzerinden gerçekleşiyordu. 2010 yılı gecikmiş ödemeler toplamı olan 5 milyar dolar da yine bu kanaldan İran'a gönderilmişti.

2011'in sonuna doğru ABD yeni bir önlemi daha devreye soktu ve İran'ın merkez bankası ile petrol gelirleri üzerinden parasal transfer yapan finansal kurumlarına yaptırım getirdi.

Hindistan Türkiye'nin bu baskıya direnemeyeceğini düşünerek kendine alternatif yeni ödeme kanalları aramaya koyuldu. Ancak Halk Bankası bir süre daha bu hattın açık olduğunu, BM kararlarına uygun hareket edildiğini, denetime açık olduklarını ve bu sürece Türkiye'nin en büyük rafineri şirketi olan Tüpraş'ın da dâhil olduğunu bildirdi.

Botaş ve Tüpraş'ın yapmış olduğu alımlar karşısında Halk Bankası'nda İran kaynaklarına TL cinsinden hesaplar açılıyordu. Bu hesaplardan çekilen paralar ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin herhangi bir dahli olmadan altına çevriliyor veya eski usul havale yöntemleri kullanılarak TL döviz cinsinden Dubai'ye ve oradan da ilgili şirketlere transfer ediliyordu.

2013 bütçe komisyonu görüşmeleri sırasında, Türkiye'nin doğal gaz ihtiyacının %18'ini ve petrol alımların %55'ini bu yöntemle İran'dan gerçekleştirildiği deklare ediliyordu.

Ancak ABD yaptırımları sıkılaştıkça, İran ile enerji ticareti yapan diğer ülkelerin de Türkiye'nin önünü açtığı bu ödeme sistemini kullanmış olabileceğini düşünen ABD’li uzmanlar, 2010 -2013 arası Türkiye'nin yaptığı parasal aracılığın 100 milyar doların üstünde olduğunu tahmin ederek çare arıyordu.

Kısa süre sonra, İran'dan petrol alan Çin, Hindistan ve

Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 8 ülke petrol ithalatlarını makul seviyelere indirmeleri karşılığında ABD ile anlaştı.

Ama Temmuz 2012'de istisna dönemi sürerken, Hindistan petrol alım ödemeleri de Türkiye'nin İran'dan yaptığı petrol ve doğalgaz alımları da devam etti.

İran'a dönük ABD yaptırımlarına rağmen Türkiye üzerinden girişilen bu parasal operasyon, Türkiye'nin cari açığına da pozitif bir katkı sağlamış oluyordu. 2012'de yapılan analize göre, bu yolla "İran ambargodan biraz olsun kurtulmuş, Türkiye de eskiden ithal ettiği altınları ihraç ederek cari açığının düşüşünü hızlandırmış" oldu.

Türkiye'nin ABD'nin tüm ısrarlı uyarılarına rağmen, İran'ın petrol gelirlerine ulaşmasına vermiş olduğu destek büyük bir cesaretti.

Her iki açıdan da bakıldığında İran'ın çıkarları ve Türkiye'nin bölgesel güç olarak kapasitesinin tescili, diğer ifade ile özerklik arayışı, 2010 - 2013 yılları arasında Türkiye'nin hayli sıra dışı ve ABD' ye rağmen gerçekleşmiş bir parasal akışa ev sahipliği yapmasına neden olmuştu.

Hal böyle olunca da bu başarının mimarı İran ve Hindistan ile ilişkileri çok iyi kuran ve Türkiye’ye 16 milyar dolar girdi sağlayan Halk Bankası ve Genel Müdürü Süleyman Aslan ile Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan ABD ve AB’nin artık hedefindeydi.

Halk Bankası öyle bir rahatsızlık vermişti, İran ile ilişkisi öyle bir noktaya gelmişti ki ABD senatosunda senatör Dışişleri Bakanı Kerry ve Hazine Bakanı Lew’e altlarında imzası olan çok sayıda senatör tarafından çarpıcı bir şikâyet mektubu yazılmıştı.

Peki ne yazıyordu o şikayet mektubunda! (Devamı Yarın)