GEZİ PARKI’NDAN ALINMASI GEREKEN DERSLER


Gezi parkı bahanesiyle yürütülen, bütün iç ve dış desteklere, tahriklere ve zorlamalara rağmen kitleselleşmeyen ve etkisi saman alevini aşmayan protesto gösterileri, Cumartesi gecesi polisin yaptığı yarım saatlik bir müdahale ile sona ermiş gözüküyor. AK Parti tabanı ile eylemcilere destek vermeyen diğer siyasi partilerdeki kesimleri baz aldığımızda protestoları destekleyenlerin oranı yüzde 15’i bulması mümkün değildir. Bu yüzden gösterilerin bir halk ayaklanmasına dönüşerek Türk baharını başlatması imkânsızdır.
Bilimsel verilere göre dünyanın hiç bir ülkesinde halkın en az dörtte üçünün desteklemediği bir protestonun başarıya ulaşması mümkün değildir. Hele hele Ordunun, Üniversitelerin, Yargının, Medyanın ve sivil toplum örgütlerinin tam desteği sağlanamamışsa bu provokasyon girişiminin sonucu kursaklarında kalacaktır.
Amacı deşifre olan gezi parkı eylemlerinin bilimsel analizinin ayrıntılı bir şekilde yapılması gereklidir. Sıcağı sıcağına bazı ön değerlendirmeler yapılabilir. Ancak bu girişimin detaylarını, iç ve dış bağlantılarının bir kısmını; kısa bir zamanda tamamını ve detaylarını ise bir iki yıl içinde tıpkı 28 Şubat ve 27 Nisan’ın çözüldüğü gibi deşifre olacaktır.
Bu provokasyon ve komplo girişimlerinin kaybedenleri aşağı yukarı belli oldu:
1.Cumhuriyet Halk Partisi ve bunu ganimet olarak gören bir kısım MHP’liler.
2.Bazı medya yazar-çizerleri, Doğan medya gurubu ve bazı holding sahipleri.
3.Yabancı medya ve Türkiye düşmanı dış mihraklar.
4.Bazı popüler olmuş tipler, sanatçı geçinen züğürtler ve sözüm ona entelektüeller.
6.Bu provokatörlere zemin hazırlayan Gezi Parkı eylemcileri.
Cumhuriyet Halk Partisi; ana muhalefet partisi olarak iktidar partisinin icraatlarından memnun olmayan kitlelerin haklarını savunan, onlara tercüman olan, seslerini duyuran legal ve demokratik olması gereken bir yapılanmadır. Demokrasilerde hükümetin icraatları sorgulanabilir, her şeyden sorumludur. Bununla birlikte, muhalefetin de ülkedeki istikrarın, huzurun, asayişin sağlanması konusunda en az iktidar partisi kadar sorumluluğu vardır. Hükümetin icraatlarından duyulan rahatsızlığı; Mecliste, Basın toplantılarında, Yargıda, Medyada, demokratik mitinglerle ve değişik hak arama yöntemleri içinde gösterilebilir. Hiç bir demokratik ülkede ana muhalefet partisi demokratik yollardan iktidara gelmiş bir hükümetin düşürülmesi için halkı sokak eylemlerine teşvik edemez. Bütün tepkiler demokratik kanallar kullanılarak olgunluk içerisinde gösterilir.
Ülkemize şu ana kadar yaklaşık 100 milyar Türk lirasına mal olan, halkı rahatsız eden, ekonomik istikrarı zedeleyen, şiddetin her türlüsünü kapsayan bu gösteriler, masumane bir hak arayışı olarak gösterilemez. CHP genel başkanı; haftalar öncesinden planlanmış Kadıköy Mitingi’ni, bir yerlerden talimat almışçasına aniden iptal edip, Taksim meydanına koşturması, CHP seçmenini kendi elleriyle marjinal guruplara, terör odaklarına, maceracılara, anarşistlere peşkeş çekmesine yol açmıştır. Taksim’de Kılıçdaroğlu’na hiç beklemediği bir tepki gösterilmesi sonucu meydanı terk etmek mecburiyetinde kalmıştır. Daha sonra bu ortamdaki çapulcuların alınlarından öperim ifadesi, Taksim’deki işgali, hukuksuzluğu, yağmayı, talanı, isyan girişimini meşru demokratik hak olarak gören, bu isyanı bastırmaya çalışan devletin güvenlik güçlerinin çabalarını ise gayri meşru olduğunu söyleyecek kadar pişkin olması hayret ve ibret vericidir. Türkiye’nin gerçekten bir ana muhalefet partisi sorunu olduğu bu olaylarla daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır.
Daha evvel muhafazakâr iktidara düşmanlık besleyen Doğan medya gurubunun fabrika ayarlarına geri dönmesi, ilk fırsatta kalemlerinde zehir fışkırmaya, isyan provalarını teşvik etmeye, hükümeti ve halkı tehdit etmeye, Orduyu göreve çağırmaya, dış mihraklarla en kirli ittifakları kurmaya, gerçekleri çarpıtmaya, sosyal medya üzerinden iftira ve karalama kampanyalarını yürütmeye, 28 Şubat, 27 Nisan süreçlerinde takındıkları tavırları, kendi çıkarları için ülkeyi yangın yerine çevirmekten çekinmemişlerdir.
Uluslararası itibara ulaşmış medya kuruluşlarının Taksim’deki protesto gösterilerindeki yaşanan olayları saatler boyunca canlı yayınla bütün dünyaya geçmesi, gösterilerden saatler önce muhabirlerinin sanki savaştaymış gibi gaz maskeleri ile yayına başlaması, canlı yayın arabalarını günler öncesinden gösterilerin başlayacağı gün ve sonrasına rezerv etmeleri yüzlerce muhabir ordusuyla gösterileri takip etmesi, meydanı çevreleyen binalardan en uygun olanlarını önceden belirleyip rezerv etmeleri, Türkiye’de bir iç savaş veya Türk baharı benzeri bir ayaklanma olacakmış gibi göstermeye çalışması, Türkiye hakkında ilgisi olmayan haber yorumları Türkiye’deki inanılırlık ve güvenilirliklerine büyük darbe vurmuşlardır. Büyük bir ihtimalle bundan sonra haber ve yayınları şüphe ile izlenecektir.
Kendilerinin çapulcu olduğunu kabul eden iş adamları, sınavlarını iptal eden ve eylem için izinli sayan üniversite yöneticileri, göstericilere kumanya taşıyan, açık büfe yemek ikram eden, onlara para karşılığı eylem yaptıranlar, gösteri ve protestoları teşvik eden çoğu Almanya merkezli olduğu iddia edilen vakıflar, bu planlarının gerekçelerini açıklayamayacaklardır.
Güneydoğu’da 30 yıldır süren çatışmalarda yakılan ormanlar için hiçbir tepki geldiğini duymadık, görmedik. Cesetleri Siirt’in kasaplar deresine atılan faili meçhul Kürt gençleri için sanatçı, entelektüel geçinen bazı sözüm ona aydınlar o dönemlerde nerede idiler. Yoksa onlar Kürt olduğu için mi sesleri çıkmadı. Şehit cenazelerine, halkı bir gecede fakirleştiren ekonomik krizlerle tüyü bitmemiş yetim hakkını faiz lobilerine aktaran kirli ekonomik düzene, 28 Şubat sürecinin hukuksuzluklarına, askeri darbelere ve darbe girişimlerine ve daha nice olaylara duyarsız kalan ve hiç bir tepki göstermeyen bu sanatçıların birden bire depreşen vatan sevgisinin nedeni birkaç ağaç mıdır? Bunu açık bir şekilde zaten kendileri söylüyorlar. Ne diyorlar? Mesele Ağaç Meselesi Değil diyorlar. İleri de bu kesimde en azından bir kısmı vicdan muhasebesi yapacak yanlış yaptıklarını anlatıp Türkiye halkından özür dilemek durumunda kalacaklardır.
Hükümet gezi parkı eylemcileri için bütün diyalog kanallarını kullandı. Temsilcileri sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile anlaştı ama yine de devam etmek istediler. Eğer gerçekten yeşili koruyan, tabiatı korumak isteyen iyi niyetli insanlar eylemlerini zamanında ve tadında bıraksaydı, tarihe geçebilirlerdi. Bu Ergenekoncu, ulusalcılara zemin hazırlamasaydılar, eylemlerini demokratik olgunluk içinde başlatan, sürdüren ve sona erdiren gençler olarak halkın sempatisini kazanabilirlerdi. Kendi aralarında bulunan marjinal gurupların, anarşistlerin büyük ihtimalle baskıları ile alınan eyleme devam kararı bunların iyi niyetine gölge düşürmüştür. Polis müdahalesi sonrasında görüldü ki bu insanlar bırakın ağacı korumayı, ağaçlara büyük zarar vermişlerdir.
Gezi parkı olaylarının kaybedenleri tabii ki bunlarla sınırlı değildir. Çapulculuğu tercih eden bazı işadamları, göstericilere kumanya taşıyanlar, sınavlarını erteleyen öğrencilerini izinli sayan bazı üniversiteler, onlara para karşılığı eylem yaptıranlar bu halka nasıl hesap vereceklerdir.
Gezi parkı olayları her kesime büyük dersler vermiştir. Muhtemelen en büyük dersi de Ak Parti almıştır. On bir yıllık Ak Parti iktidarında en büyük eksiklik kültür ve sanata önem verilmemesidir. Elde edilen bu başarılarla yabancı kökenli sahte ulusalcı sermaye yerine Anadolu sermayesi hakim oldu. Yasama, Yürütme, Yargı ve medyada dikkate değer değişimler gerçekleşti. Ülke hızla demokratikleşti. Bütün bunlar olurken kültürel devrim unutuldu. Kültür ve sanata hiç mi hiç önem verilmedi. Nasıl olsa halk artık iktidardı. Parayla kültür sanat faaliyetleri yürütülebilir düşüncesi hakimdi. Büyük paralarla kültür sanat faaliyetleri Kemalistlerden, ulusalcılardan satın alındı. Bu insanlar rol model olarak Türkiye gençlerinin önüne konuldu. Gençler bu yüzden Kemalistlerin, Ulusalcıların çıkardığı dergileri okudu, onların mizahçılarını takip etti. Onların yazdığı dizileri izledi. Onların şairlerini sevdi, onların romancılarını tanıdı. Ne dindarlar ne de Kürtler bu anlamda kimseyi yetiştirmedi. Sonuç olarak 11 yıllık Ak Parti iktidarında, Ak Parti’li belediyeler ve kültür sanat kurumları bu konuda adımlar atmalıydı. Genç yazarlar, şairler, çizerler desteklenmeliydi, bunlar siyasetten uzak, dindar veya değil, Ak Partili veya değil, siyasetten uzak ve bağımsız gençler olarak desteklenmeliydi. Vicdan sahibi gençler olarak desteklenmeliydi. Ressamlar, Müzisyenler, Oyuncular, Yönetmenler, Senaristler keşfedilmeliydi. Bunlara her türlü destek sunulmalı izleyicileri ile buluşturulmalıydı. Ama yapılmadı. Hükümete ve Ak Parti’li belediyelere çok iş düşüyor.
Belediyeleri, kültür bakanlığını, kültür kurumlarını, vakıfları, dernekleri, müzeleri, arşivleri, gençlere bırakmalı hükümet. Ağır, hantal, resmi imajını yenilemeli. Bu gençler bu hükümetin gençleri, bu çocuklar, bu sanatçılar, bu ülkenin çocukları, sanatçıları.
Osmanlı arşivleri Kâğıthane’deki modern binaya taşındığında, ziyaretine giden bir arkadaşım, iki tane orta yaş üstü muhterem müdürün bu durumdan çok çok rahatsız olduklarını, Sultanahmet’te artık köfte yiyemeyeceklerini dile getirdiklerini söyledi. Bu ve benzeri muhteremlerin acil bir şekilde bütün kültür kurumlarından emekli edilmesi, belediyelerin ve kültür kurumlarının eğlenceli, neşeli, keyifli, herkesi kapsayan bir hale getirilmeleri gerek. Kültür kurumlarını düğün salonlarına çevirmeyelim, kültür kurumlarının başına doğru insanları getirelim.
Son bir örnek, keşke medya bu olaylarda ikiye bölünmek yerine taraf medya ile kötü niyetli 28 şubat medyası olarak ikiye bölüneceğine, tarafsız medya olsaydı, bu herkesin işine yarardı. Sanatçılar, yazarlar, çizerler, mizahçılar, oyuncular, müzisyenlerin onların tarafı, bizim tarafımız olarak ikiye ayrılması bu toplumu da böler. Bizim taraf ve onların tarafından ziyade, vicdan sahibi ve tarafsız kültür üreticilerine ihtiyaç var. Dengeyi onlar sağlayacaklardır. Vatandaşlar olarak, bu konularda hızlıca girişimlerin yapılmasını beklemekteyiz.