DEVLET YÖNETİLEBİLİYORMUŞ!


Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun külleri üzerine, ona düşman olarak kuruldu. Cumhuriyetle büyüyecek neslin, tarihiyle, kültürüyle, diliyle, inancıyla, birlikte yaşama kültürüyle ilişkisini tamamen kesmek için de adına “cumhuriyet ilkeleri” koydukları uygulamaları uyguladılar.
Alfabeyi bir anda alt yapısını oluşturmadan değiştirerek, Osmanlı aydınlarını cahil bıraktılar, yeni kuşağı ise, tarihsiz, köksüz, geçmişsiz bıraktılar.
Şapka kanununu çıkartarak, kılık kıyafeti değiştirdiler, bin yıllık Anadolu giyim kuşamını, köylü, gerici, yobaz, bayağı kılık kıyafet ilan ettiler.
Mezhepsel farklılıkları ortadan kaldırdılar, Alevi katliamı yaptılar.
Kürt halkını inkar yoluna gittiler, ırkçılık ve kafatasçılık üzerine kurulu bir Türklük tanımı yaptılar.
Tekkeleri, Medreseleri, Kur’an Kursları’nı kapattılar. Allah’ı, Allah’ın çağrısını (ezanı)Türkçeleştirmeye çalıştılar.
Kürt coğrafyasını boydan boya kana buladılar. İnsanları silaha sarılmaya mecbur bıraktılar. Bunu fırsat belleyip, acımasızca toplu katliamlara giriştiler. Dersim’de, Ağrı’da, Zilan’da, Diyarbakır’da çoluk çocuk demeden katliam yaptılar.
Kürt büyüklerini meydanlarda astılar, naaşlarını yok ettiler. Kürt alim Bediüzzaman hazretlerinin naaşını defin edildiği yerden çıkarıp kaçırdılar.
Türkiye Cumhuriyeti’ni, elle kurulan bir saat gibi, bu düşmanlıklar üzerine kurdular. Halk zulüm altında inleyip, her 20 – 30 yılda bir isyan noktasına geldiğinde, saati yeniden kurdular.
Askeri darbelerle, bütün katliamları yeniden yaptılar. Alevileri tekrar katlettiler, Kürtleri Diyarbakır Zindanları’nda işkence hanelerinde yok etmeye çalıştılar. İnançlı insanları yobaz, gerici, dinci ilan ettiler. İnanca, kültüre, farklılığa, renkliliğe düşman oldular.
80 yıl boyunca her seferinde bu oyunu oynadılar. Komünizm gelecek, Şeriat gelecek, Ülke bölünecek benzeri gerekçeler ürettiler. Bu gerekçelerle zulüm saltanatlarını sürdürdüler. Koca bir memleketi, putlara tapan, aptallar sürüsüne çevirdiler.
Zulüm öyle bir hal aldı ki, aydınları, gazetecileri, sanatçıları katletmeye başladılar. Birçok aydını, birçok işadamını faili meçhul cinayette katlettiler. Canını kurtarabileni yurtdışında yaşamaya mahkûm ettiler.
Türkiye’deki sol düşünceyi ve hareketleri Kemalizmle iğdiş ettiler, Türkiye’deki sağ düşünceyi ve hareketleri Irkçılıkla iğdiş ettiler. Cinayetleri için Türklük adına doldurulmuş, kendileri tarafından yetiştirilmiş, ama sağcı olduğunu ve onu yetiştiren zihniyetin karşısında olduğuna inandırılmış Anadolu çocuklarını kullandılar. Onlarla işleri bitince, cezaevlerinde çürümeye terk ettiler.
Devletin bütün kurumlarını yönettiler. Ordu, Polis, MİT, yargı, yürütme, medya, yasama ve Meclis’i yönettiler. Göstermelik seçimler, iradesiz hükümetler, sadece birer oyuncaktı ellerinde. Zulüm öyle bir hal aldı ki, 5 yaşındaki bir çocuk bile, hükümetin, meclisin, milletvekilinin bir hiç olduğunu, asıl iradenin o zalim irade olduğunu bilecek duruma gelmişti.
Ülkenin gençleri kötü gidişata, isyan ediyordu. Aleviler, Kürtler, Solcular, Sağcılar örgütleniyor, kendi ideolojileri doğrultusunda, legal, illegal örgütlerin bünyesinde yer almaya başlıyordu. Bu da o zalim iradenin istediği, daha doğrusu tertip ettiği bir oyundu. Gençler terörize olunca daha rahat hedef yapılıyor, büyük bir güçle kafaları eziliyordu.
Muhalif bütün güçler, devletin düşmanıydı. Devletin değişmesi gerektiğini, devlet iradesi halka geçmedikçe, hükümetlerin hiçbir şey yapamayacağını herkes biliyor ve söylüyordu. Bütün sivil toplum örgütleri, bütün legal örgütlenmeler, bütün illegal örgütler, Kürt hareketleri, Alevi hareketleri, Sol ve Marksist örgütler, Türkiye’de değişmesi gerekenin devlet olduğunu biliyor, bunun için kendi ideolojisi doğrultusunda mücadele ediyordu.
Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan gibi, halkın büyük umutlarla iktidar yaptığı liderler, bu güç tarafından asılmış, zehirlenmiş ve darbeyle iktidardan indirilmişti.
Türkiye zulüm altında inliyordu. Hortumcular, soyguncular, generaller, emniyet müdürleri, çete liderleri, cemaatler, mafya babaları, uyuşturucu satıcıları, ağalar, beyler ve uluslararası ajanlar tarafından yönetilen bir ülkeydi.
Bir gün, Allah bu ülkenin yüzüne güldü. Bir lider çıktı halkın arasından, sessizce büyüdü, hizmet ederek büyüdü. Zulüm odakları, daha belediye başkanıyken fark ettiler bu genci, daha orada ezmeye, önünü kesmeye, yok etmeye çalıştılar. Güçlü bir iradeyle ve hizmet aşkıyla, bir savaştan çıkmış şehir görüntüsünü andıran İstanbul’u, ayağa kaldırmış, yaşanacak bir şehre dönüştürmüştü.
Zalimler tehlikenin farkındaydılar, bu genç ve bu gencin mesai arkadaşları ve bunlara inanan Türkiye halkı, ağaya kalkarsa, sonları olacaktı. Hapse attılar, siyaset yasağı getirdiler, her türlü oyunu oynadılar. Ama halk iradesi izin vermedi, bu evladının arkasında durdu ve Başbakan yaptı.
Ülke değişmeye başladı, devlet kurumları değişmeye başladı. Halkın kendilerini koruması için maaş verdiği askerler, halka zulüm etmekten vazgeçip, asli görevlerine, koruma görevlerine geri döndü. Polis her türlü suçtan, suçlularla işbirliğinden arındı. Zalim medya kaçacak yer aradı, düzeni bozuldu, dengesi alt üst oldu. Yargı, yasama, yürütme demokratik bir devlette olması gerektiği noktaya geldi. Ülkenin refah seviyesi yükseldi, Kürdüyle, Türküyle, Alevisiyle, solcusuyla, sağcısıyla herkes siyaset yapabilecek, nefes alabilecek bir zemin buldu.
Türkiye’nin bütün muhalefeti, devletin, olması gerektiği gibi, siyasi irade tarafından, TBMM tarafından, hükümet tarafından yönetilebildiğini gördü. Sol örgütler, Aleviler, Kürtler, dindarlar, sağcılar, libareller, dinsizler, azınlıklar, herkes ama herkes siyaset yapabilecek, kendini ifade edebilecek zemin buldu. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, “devleti yıkmalıyız” diye silaha sarılan marjinal sol örgütler, fraksiyonlar bile siyaset yapma isteğiyle yanıp tutuşmaya başladı.
İşte tam bu noktada ilginç bir şey oldu. Siyaset yapma isteğiyle dolup taşan marjinal kesimler, halktan yüz bulamayınca, bu sefer Hükümet ve AK Parti düşmanlığına başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a saldırmaya başladılar. Daha düne kadar devlet düşmanı olanlar, bir anda devleti kutsayıp, hükümet düşmanı kesildiler.
Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir. Türkiye’deki solcular, sağcılar, azınlıklar, Kürtler, Türkler, Aleviler, dindarlar, dinsizler, eşcinseller, liberaller, yani her kim varsa, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a büyük bir teşekkür borçlular. Devleti çetelerden, zalimlerden, kemalistlerden, darbecilerden, cuntadan kurtarıp, halka teslim ettiği için, ömür boyu mihnet duymalılar.
Eğer sanatçılar bir gün bir heykel yapacaklarsa, bu bir halk kahramanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın heykeli olmalı. Zulüm saltanatını yıktığı için, demokrasiyi inşa ettiği için, ülkeyi bu noktaya getirdiği için...
Sonra herkes siyaset yapmalı, herkes ülke yönetimine talip olmalı ve halka gidip kendini anlatmalı. Halkın seçtiği irade de, bu noktaya gelen ülkeyi, daha iyi bir noktaya taşımalı. Ama Türkiye halkları, 80 yıllık zulüm cenderesinden çok ders çıkardı. Hiç kimse cuntayı savunan, darbecilerle işbirliği yapan, faili meçhul cinayetleri yeniden başlatmak için can atan, halk düşmanlarına oy vermez. Bir Anadolu yiğidi çıkıp, 80 yıllık zulme son verdi.
Başka bir Anadolu yiğidi de çıkıp, Türkiye solunun, Türkiye muhalefetinin içindeki darbecileri, çetecileri, tetikçileri, ajanları, cemaatleri, cuntacıları, uyuşturucu kaçakçılarını, ağaları, beyleri, zalimleri deşifre etmeli ve ayıklamalı. İşte o kişi de halk kahramanı olacaktır, onun da heykeli dikilmelidir. Türkiye solunun artık bu pisliklerden vatan hainlerinden kurtulup onların oyununa gelmemesi artık uyanması gerektiğine inanıyorum. Eminim böyle bir kahramanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da sevgiyle karşılayacaktır.
Son günlerde gezi olaylarında emellerine uzanamayanlar yeni senaryolarını devreye koymaya başladılar. O zaman ne demiştik mesele ağaç, yeşil meselesi değildir. Şimdide mesele yolsuzlukları ortaya çıkarma değil mesele Türkiye yi kaosa sürükleyip hükümeti yıkma meselesidir, hedef Recep Tayyip Erdoğan’dır. Yolsuzluklara her TC vatandaşı karşı çıkacaktır, en başta hükümet. Muhakkak çürük elmalar olabilir ve varsa o çürükler ayıklanmalıdır. Ama Türkiye’nin menfaatlerine zarar vermeden milli servetimize zarar vermeden mücadele edilmelidir. Vatanseverlik budur.
Bu seferki saldırı çok büyük. Zan edildiği gibi basit bir cemaat AK Parti kavgası değildir. Bu saldırın uluslar arası boyutu da çok büyüktür. Bölgenin yeniden şekillendiği bir dönemde büyük resme bakmalıyız. Bu şekillenmeden en karlı çıkacak ülkenin Türkiye olacağı biliniyor. Özelikle önümüzdeki seçimlerden zaferle çıkacağı bir gerçektir. Ve bölgenin en etkili aktörü olacaktır. İyi görmek lazım 16 Aralık’ta AB ile yeni bir döneme girileceğinin sinyalive akabinde mahkemenin operasyon kararı.
Yine; Diyarbakır’a gelen Barzani ile PYD’nin 16 Aralıkta Erbil de anlaşması. Karşılığında BDP’li milletvekillerinin tutukluluğunun devamına karar verildi. Yine tarih 16 Aralık Irak Kürdistan bölgesinden ilk petrol akmaya başladı, Para ise Halk Bankasında tutulacaktı. Ertesi gün Halk Bankasına operasyon yapıldı. Niye bir biri ile ilgisi olmayan bu operasyonların hepsini aynı güne, saate alıyorlar. Uyanalım artık özellikle Kürtler. Çok ciddi ve çok iyi planlanmış stratejik bir saldırıyla karşı karşıyayız. Önümüzdeki seçimlere kadar bu saldırılar dahada artacaktır.
Sağcısıyla, Solcusuyla, Alevisiyle, Sunisiyle, Türküyle, Kürtüyle Bir olalım, Birlik olalım bu tuzağa düşmeyelim. Bu gemide hep beraber yaşıyoruz.
Türkiye halkları olarak, şimdilik önümüzdeki tek lider olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerimizi sunuyor ve arkasında olduğumuzu beyan ediyoruz. Zulme ve zalime hayır, Yolsuzluklara bulaşanlar mutlaka ayıklansın cezalarını çeksin, katliamları unutmadık. Yaşasın Türkiye halklarının birlik beraberlik ve kardeşliği. Kahrolsun Türkiye düşmanları ve onlara yardım, yataklık yapan işbirlikçileri.
Salih GÜNEŞTEKİN
(Makine Mühendisi)